Ağlak şarkılar makamında içtim bütün gece
Belki bir damla yaş düşer diye
Ama erkeklik pozları çoktan hükmünü sürmeye başlamış duygusallık topraklarında
Acayip içmelerin gelmeyen sarhoşluğunda kayboldum sanırım
Bir türlü gururumu yenip ağlayamıyorum
Ve ne yazık daha önce hiç ağlamadım sanıyorum.
29 Aralık 2007 Cumartesi
Hesap
Bak bakalım tanıdığın adam ben miyim?
Hayallerin, hayal ettiğin gibi mi hala?
Tanıdıkça, tanıştıkça yalnızlaşmadın mı?
Ve öğrendikçe haksızlaşmadın mı?
Hesap orta yerde duruyor öylece,
Biraz fazla mı yedik sanki cepten?
Yapacak fazla bir şey yok;
Tak önlüğü, sıva kolları
Hayatın mutfağı arka tarafta.
Hayallerin, hayal ettiğin gibi mi hala?
Tanıdıkça, tanıştıkça yalnızlaşmadın mı?
Ve öğrendikçe haksızlaşmadın mı?
Hesap orta yerde duruyor öylece,
Biraz fazla mı yedik sanki cepten?
Yapacak fazla bir şey yok;
Tak önlüğü, sıva kolları
Hayatın mutfağı arka tarafta.
14 Aralık 2007 Cuma
Sivas Şehitlerine
12 Aralık 2007 Çarşamba
Boş Küme
Koskoca bir yalnızlıktı o büyük kütle
Tıpkı elemanı olmayan boş kümeler gibi
Ne kesişebiliyor bir aşkla, bir arkadaşla
ne de birleşiyor hayatla, dünyayla
Geriye kalan hayat/yalnızlık=boş küme
Tıpkı elemanı olmayan boş kümeler gibi
Ne kesişebiliyor bir aşkla, bir arkadaşla
ne de birleşiyor hayatla, dünyayla
Geriye kalan hayat/yalnızlık=boş küme
14 Eylül 2007 Cuma
Aşk
biz seninle ikimiz şubat gibiydik
kayadan düşsek ağrımazdı bir yerimiz
küçücük bir taş görsek irkilirdik
öyle sıkılırdık ki birbirimizden içimiz kalkardı
bir şiiri tersten okumak bile anlamlıydı
karıncaları başparmağınla ezmek
sinek kanatlarını yakmak o günlerde
hiç boş kalmayan ama hep yalnız
bir otel odası gibiydik seninle
boşuna aldatılırdık, boşuna susardık
boşuna bakardık çöken bir balkondan kendimize
bir anlam veremezdik çekip gitmememize
her aşk
aynıdır zaten çoğalır kan kaybettikçe
Altay ÖKTEM
kayadan düşsek ağrımazdı bir yerimiz
küçücük bir taş görsek irkilirdik
öyle sıkılırdık ki birbirimizden içimiz kalkardı
bir şiiri tersten okumak bile anlamlıydı
karıncaları başparmağınla ezmek
sinek kanatlarını yakmak o günlerde
hiç boş kalmayan ama hep yalnız
bir otel odası gibiydik seninle
boşuna aldatılırdık, boşuna susardık
boşuna bakardık çöken bir balkondan kendimize
bir anlam veremezdik çekip gitmememize
her aşk
aynıdır zaten çoğalır kan kaybettikçe
Altay ÖKTEM
31 Temmuz 2007 Salı
Düşünce
Muharebe
Sıkıntılar boyunu aştığında hayal kurmalı insan
Zira anıların tesellisi bir anlıktır
Sonrası hüzün esen bir rüzgara dönüşür
Zira anıların tesellisi bir anlıktır
Sonrası hüzün esen bir rüzgara dönüşür
24 Temmuz 2007 Salı
Vasiyet
Dostlarım, toplanın öldüğüm zaman;
Riyayı bir günlük bir yana atın!
Tutunuz tabutun kenarından;
Bir derin çukura beni fırlatın!
Kalınca büsbütün sizden uzakta,
Vücudum çürürken kara toprakta,
Uzanın rahatça sıcak yatakta,
Yaşamak gururu içinde yatın!
Yüz yüze getirmez bizi asırlar,
Meydana vurulsun saklanan sırlar,
Sayılsın şahsıma ait kusurlar,
Korkmayın, içine yalan da katın!
Anlayım: kimlermiş dost sandıklarım;
Muhabbetlerini kıskandıklarım.
Anlayım: ne boşmuş inandıklarım.
Şu yalan hayatı bana anlatın!
Dostlarım, anmayın artık adımı,
Siliniz gönülden eski yâdımı.
Kırınız sonuncu itimadımı:
Ölünce bir daha beni aldatın.
Orhan Seyfi Orhon
Riyayı bir günlük bir yana atın!
Tutunuz tabutun kenarından;
Bir derin çukura beni fırlatın!
Kalınca büsbütün sizden uzakta,
Vücudum çürürken kara toprakta,
Uzanın rahatça sıcak yatakta,
Yaşamak gururu içinde yatın!
Yüz yüze getirmez bizi asırlar,
Meydana vurulsun saklanan sırlar,
Sayılsın şahsıma ait kusurlar,
Korkmayın, içine yalan da katın!
Anlayım: kimlermiş dost sandıklarım;
Muhabbetlerini kıskandıklarım.
Anlayım: ne boşmuş inandıklarım.
Şu yalan hayatı bana anlatın!
Dostlarım, anmayın artık adımı,
Siliniz gönülden eski yâdımı.
Kırınız sonuncu itimadımı:
Ölünce bir daha beni aldatın.
Orhan Seyfi Orhon
18 Temmuz 2007 Çarşamba
Üç Elma
gökten üç elma değildi düşen
patriotlarla geldi ölüm
patlamalarla tarihe yazıldı Bağdat
dilim lal oldu, pazar yerleri mezar
allahu ekber diyor adam
kucağında ölü çocuklar
sözlerim saklandı, uyku yasaklandı bize
düşleri çağıran ilaçtan verin
geri gelsin sessiz huzur eski gün
ben ne zaman büyüdüm anacığım
tek elime sığarken yaşadığım yıllar
bin yıllık acılar duruyor bakışlarımda
kıyısındayız bir yanardağ ağzının
geri çağırmıyor gazabını
yıldırımlar kuşanmış tanrıça
teyellenmiş sözcükler sökülsün
kanamasın kabuk tutmuş anılar
kanatları gümüşlü kuşlar geri dönsün
ana gibi yar
Bağdat gibi diyar olmaz diyen
uzak ve eski masallar anlatsın ninem
üç dilek isteyeyim
şişedeki cinden
savaş bitsin savaş bitsin savaş bitsin
bana sımsıkı sarıl baba
masallarda kalsın
ağzından alevler çıkan ejderha.
Aslı Durak
patriotlarla geldi ölüm
patlamalarla tarihe yazıldı Bağdat
dilim lal oldu, pazar yerleri mezar
allahu ekber diyor adam
kucağında ölü çocuklar
sözlerim saklandı, uyku yasaklandı bize
düşleri çağıran ilaçtan verin
geri gelsin sessiz huzur eski gün
ben ne zaman büyüdüm anacığım
tek elime sığarken yaşadığım yıllar
bin yıllık acılar duruyor bakışlarımda
kıyısındayız bir yanardağ ağzının
geri çağırmıyor gazabını
yıldırımlar kuşanmış tanrıça
teyellenmiş sözcükler sökülsün
kanamasın kabuk tutmuş anılar
kanatları gümüşlü kuşlar geri dönsün
ana gibi yar
Bağdat gibi diyar olmaz diyen
uzak ve eski masallar anlatsın ninem
üç dilek isteyeyim
şişedeki cinden
savaş bitsin savaş bitsin savaş bitsin
bana sımsıkı sarıl baba
masallarda kalsın
ağzından alevler çıkan ejderha.
Aslı Durak
23 Haziran 2007 Cumartesi
Sesleniş

Sesleniş...
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...
Cumhuriyet 25.8.1975 Uğur Mumcu
22 Haziran 2007 Cuma
Tuhaf Duygu
Ucuzluk
Aşk
21 Haziran 2007 Perşembe
Sazıma

Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lâl olsun dillerin söyleme yalan
Garip bülbül gibi ah u zar etme
Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et beni unutma
Bahçede dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme
Benim her derdime sen ortak oldun
Ağlarsam ağladın gülersem güldün
Sazım bu sesleri turnadan mı aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
Ay geçer yıl geçer uzarsa ara
Giyin kara libas yaslan duvara
Yanından göğsünden açılır yara
Yâr gelmezse yaraların elletme
Sen petek misali Veysel'de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma
Aşık Veysel
Can Oy
Yirmisinde bir yar sevdim
Nazik dalda güller derdim
Bugün kınalı yarimi
Yad ellere gelin verdim
Aman can oy yandı can oy
Ateşe dolandı yandı can oy
Kıran geçti buralardan
Kızıla boyandı can oy
Gün dolanır hüzün düşer
Aklıma hep yüzün düşer
Güle serdim mevsimleri
Saçlarıma hazan düşer
Bağlanmışım çözün beni
Türkülere yazın beni
Duru bir hazan vaktinde
Sevdalara dizin beni
Avni Kaysal
Nazik dalda güller derdim
Bugün kınalı yarimi
Yad ellere gelin verdim
Aman can oy yandı can oy
Ateşe dolandı yandı can oy
Kıran geçti buralardan
Kızıla boyandı can oy
Gün dolanır hüzün düşer
Aklıma hep yüzün düşer
Güle serdim mevsimleri
Saçlarıma hazan düşer
Bağlanmışım çözün beni
Türkülere yazın beni
Duru bir hazan vaktinde
Sevdalara dizin beni
Avni Kaysal
20 Haziran 2007 Çarşamba
Özlenen Gülmeler

Biz eskiden öyle gülerdik ki gülmeler ağlardı şiddetimizden
Öyle ağız dolusu falanda değil hani, bildiğin yürek dolusu
Her yaşanmışın içinde gülünecek birşeyler bulur, gülerdik ağlanacak halimize
Sonra sonra çöktü ruhumuzun üzerine ağlama bulutları
Önce yağmur yağıyor sandık, sonra menemene kattığımız soğanlara yorduk gözümüzdeki ıslaklığı
Büyümenin ağlamayı öğrenmek olduğunu öğrendiğimizde çok geçti çocuk kalmak için
Şimdi ara sıra gülümsüyoruz;ağlamaktan fırsat buldukça, yaralarımız kabuk tuttukça
Bizim gözlerimiz gülmekten ıslanırdı eskiden, şimdiyse sular altında kaldı birlikte çektirdiğimiz fotoğraflar
Zeugma misali, Halfeti misali
Anılar suların altında, suyun kenarında biz, kadehte rakı
Şimdi doya doya ağlayabiliriz.
Melih Kara
13 Haziran 2007 Çarşamba
Böyle Bir Sevmek

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
Attila İlhan
Gün Olur

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...
Orhan Veli Kanık
Acıyı Bal Eyledik
12 Haziran 2007 Salı
Pastırma Yazı

böyle zamansız güneşli,
umulmadık mavi günlerde
bir bekleme salonu yalnızlığına
bürünüyorum..
iliklerimdeki yitik aşkı
sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum...
sanki şiirini bilmediğim
bir fransız akşamında
kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin..
içimde ayak izlerin,
aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan...
ve ben ne zaman,
kiminle sevişsem,
hâlâ seni aldatıyorum!
Yılmaz Erdoğan
Akşam Erken İner Mahpushaneye

Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
Ahmed Arif
Beceriksiz
Epilog
İstanbul

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Vedat Türkali
11 Haziran 2007 Pazartesi
Dörtlükler
Sunu

güneşi hiç görmedim penceremde
ne ay doğdu geceme ne bir yıldız
hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız
beş yıldır bir şeyler soluyor içimde
dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu
omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı
yanılıp da bir kez bile konmadı
inip üç adımda bitirdim yolumu
evet üç adımdabir tokat
gibi çarptı yüzüme duvar
dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat
hangisine sapsam ne çok yol var
yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım
bir elimle yazdıklarımı
okudum diğer elimle
beş yıldır beş koca yıldır
bir şeyler kopuyor içimde
Nevzat Çelik
Öfke
Damla damla eridim
Hüzne biriktim
Karardı aydınlık sözler
Aydınlık yüzler
Yığılıyor
Öfke kin kaygı
Ne gelecek günler bir müjde saklıyor
Ne bir ilerleme halindeyiz
Hep bir kılıç üzerinde
Hep çapraz ateşlerdeyiz
A.Galip
Hüzne biriktim
Karardı aydınlık sözler
Aydınlık yüzler
Yığılıyor
Öfke kin kaygı
Ne gelecek günler bir müjde saklıyor
Ne bir ilerleme halindeyiz
Hep bir kılıç üzerinde
Hep çapraz ateşlerdeyiz
A.Galip
8 Haziran 2007 Cuma
Dil Bilip Halden Anlamamak

Gözlerden anlayabilmek meramı
Dilin döndüğünce değil, yüreğin yettiğince
Ya da türkülerden, ozanlardan, dengbejlerden
Düğünün ikircikli sevincini, ölümün acısını.
Bir dil bir insansa mesela, koca bir yürek kaç insan ediyor bu hesapta?
Kaçımız hesabını tutmadan bakabiliyoruz hem şehidin anasına hem işkence görenin yüzüne
Neden dil öğrenmek için gidiyoruz oraya buraya da
Acılarını görüp geçmiyoruz kapı komşumuza.
Öğrenmek güzel de, paylaşmak işe yaramıyor mu acıları, sevinci veya telaşı?
Bir dil bir insansa mesela, koca bir yürek kaç insan ediyor bu hesapta?
Melih Kara
Nazım
Bursa Nutku
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Mustafa Kemal Atatürk
Bursa, 5 Şubat 1933
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!
Mustafa Kemal Atatürk
Bursa, 5 Şubat 1933
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










