9 Mart 2008 Pazar

Telaşa mahal yok!

Ölümlü bir sessizlikti yaşanılan, faniydi
Çığlıklara, naralara gebeydi yaşam
Bazen sevinçten, bazen kederden, bazen acıdan
İki değil milyon yiğit çıkmıştı meydane ve hepside birbirinden merdane
Sırtı yere gelen pehlivanlar değil, hayat kadınlarıydı(!) oysa

Ölümlü bir telaştı yaşanılan
Kimi zaman korkudan, kimi zaman heyecandan
Vapura koşturanın telaşıyla, camiye koşanın telaşı gibi
İkisi de telaşlıydı, biri işe yetişmek, diğere cennete erişmek için

Ölümsüz bir sevgiydi fark edilemeyen
Kah ihtiyaçtan, kah masumiyetten kaynaklanan
Bir çocuk annesini sevdi anne de çocuğunu, bir diğeri vatanını sevdi vatan haini olma pahasına

Bense ne sessiz kalabildim, ne de telaşlanabiliyorum
Yapabileceğimin en iyisini yapıp hesapsızca seviyorum.
Seni, vatanı, annemi, yaşamı, ölümü, kendimi…

53/16 Sofraları

Hadi kuralım akşama sofrayı
Pencerenin kenarına doğru ama
Siz rakıya vurun kederleri, sevinçleri, ben biraya
Kadehler çarpışırken efkarı kıralım arada
Bir damar çalsın, bir Ahmet
Sonra inceden bir klarnet belki bir de can yakan keman
Hasan Abi’ye bakarak ekşitelim yüzümüzü alkolün mayhoşluğundan
Sponsor bulamadan akşam sofralarına, atölyeyi tartışalım
Sonra memleket meseleleri, kafalar iyice kırıldı mı da aklımıza ne geliyorsa onu
Bir bakalım çok açılmışız yine
Sonra birer ikişer masa dağılsın
Sabaha başımızın ağrısı, dilimizin mayhoşluğu kalsın

Kendine Mahpusluk

Gökyüzü maviydi hep
Dört duvar arasında ise özgürlük yok
Uzaktan dalga sesleri geliyor
Bir de görebilsem denizin mavisini
Elime, yüzüme sürebilsem kokusunu
Parmaklarımın arasında bembeyaz tuzlar
Uyandım, ter içindeyim
Ne bu kokuydu duyduğum,
Ne bu tuzlar bereketli
İnsan kolay alışamıyor
Zormuş kendine mahpusluk.